O günleri hatırladığımda gözümün önüne gelen ilk sahne;

Aynı dönemde doğum yaptığımız arkadaşım ve ben… Bizim evdeyiz ve bebeklerimizi emzirmek üzere çalışma odasındaki kanepelere karşılıklı oturmuşuz…

Bir yandan konuşuyor bir yandan da emzirmek için hazırlanıyoruz. Ben kızımı hala acemisi olduğum emzirme pozisyonuna sokmaya çalışırken ve ağrıyan meme uçlarımın üstündeki meme pet ini kaldırmaya çalışırken geri planda tam da karşımda oturan ve aynı ritüeli yapmakta olan arkadaşımın memelerine takılıyor gözüm. Aman allahım ne kadar da dolu gözüyorlar. Emzirme döneminde hiç bir şekilde cinsel ve fiziksel bir çağrışım yapmayan, büyüklüğü sadece süt doluluk oranını belirleyen bir organ olarak gördüğüm bu memelerden çocuk daha ağzına götürmeden bir süt fışkırıyor ki görmeniz lazım. Sanki meme değil gürül gürül çağlayan bir dere ne deresi ya bu resmen çağıldayan bir ırmak. Büyülenmekle birlikte içimi acıtan bir kıskançlıkla kendi memelerime bakıyorum, benimkiler olsa olsa artık kurumaya yüz tutmuş akmakla akmamak arasında kalmış eskiden dere olduğu düşünülen cılız bir su akıntısı olur herhalde…

Yeni doğum yapmış bir anne için ne dramatik bir sahne! (eğer o an gözyaşlarımı serbest bırakmış olsaydım tıpkı onun memeleri gibi benim gözlerimde çağlayan bir ırmak gibi tüm yükünü bırakabilirdi en gürülünden)

Öyle ya; Bir anne, dünyanın en güzel, en ihtişamlı, en bereketli en kocaman memelerine sahip olmalıdır. Tüm annelerin gurur kaynağı, medarı iftiharıdır süt dolu memeleri, onlar ne kadar doluysa o kadar annesindir çünkü…

Oysa benim zavallı memelerim, içlerinde belki birazcık süt varsa ellerimin de çabasıyla lütfen bir iki damla damlayabilirdiler. Benim zavallı, küçük, biçare memelerim…Valla gülmeyin o zamanlar çok ağladım çookkkk isyan ettim çoookkk kızdım onlara. Ki ben onların birer kahraman olmalarını beklerdim. Hayattaki en önemli görevlerindeki bu başarısızlıkları beni hayal kırıklığına uğratmıştı. 9 ay boyunca hazırladım onları, besledim, masajlar yaptım, kremler sürdüm her türlü ilgi alakayı gösterdim peki sonuç; bir biberonu iki parmak kadar ancak doldurabildiler o da sulu sulu yani…

Çok kızdım onlara çoookkkkk. Ne yapmam gerekiyorsa yapıyordum, ne istiyorlarsa veriyordum, canımı yakmaları da cabası. Küçücük bir bebek saat başı deliler gibi aranıyor, yapıştıkça yapışıyor, emdikçe emiyordu. Ama tabiki doymuyordu…

Memelerimin bugüne kadar görmedikleri bu ilgi ve bitmeyen mesaisine birde kızımın o inanılmaz emiş gücü eklenince zavallı memelerim daha fazla dayanamadılar ve her iki mememin de meme başı üst kısımdan ayrıldı. Sadece alt kısımlardan tutunmaya çalışıyorlardı. Peki bu beni durdurdu mu? Hayıııırrrrrr… silikonlu meme başlıklarıyla emzirmeye devam ettim o olmayan sütü onlardan almak için çoookkk çabaladım.

Karnı doymayan kızımın ağlamaları, kopan meme başlarım, emzirme öncesi ve sonrasında göğsüme saplanan bıçak darbelerini andıran kramplar derken benim zayıf askerlerim maruz kaldıkları bu işkenceden dolayı kanamaya başladılar ve benim için artık pes etme zamanı ancak o zaman gelmişti. Pes ediyorummm… Yenildik…

Evet biberon ve hazır mama kazandı, benim yorgun savaşçı memelerim ve ben kaybettik… Ne dramatik amaaaaa bunlar hep o duygusal Türk filmleriyle büyümekten oluyor.:)

O zamanlar niye o kadar inat ettim bilmiyorum,

oysa ellerinden geleni yaptılar,

sütlerinin son damlasına kadar mücadele ettiler.

Memelerinden gelen o kadardı.

Kızımın aç kalmasına,

Memelerimin hırpalanmasına

Canımın yanmasına değer miydi?

Hayır değmezdi. Bunu sonraları idrak edebildim.

Olanı kabul edebilmek,

İçine sindirebilmek,

Tüm kusurları ve eksiklikleriyle kendini olduğu gibi sevebilmek

Ve yola devam etmek…

Tam 4 ay süren bu direnç ve mücadele sonunda gerçeği kabul edebildim;

evet benim sütüm azdı

evet kızımı beslemeye yetmiyordu

evet elimden geleni yapmıştım

ve evet bir anne, sütü olmasa da iyi bir anne olabilirdi…

Şimdi kızım 18 yaşında ve gayet sağlıklı keza memelerimde.

Sevgiler Mine Arsel

Sponsor: